8 Şubat 2009 Pazar

En Kısa Ay, En Uzun Tatil

Şubat,bir sürü tatil planın yapıldığı ay oldu. Yılın en kısa ayında en fazla tatil yapmak da ayrı bir güzellik olsun. Elde ne var ne yok diye bir sıralamak gerekirse aslında;

1.Nora: 14 şubat'ta malum sevgililer günü Burak'la Örebronun 1 saat kuzeyinde 5000kişilik bir kasabada kutlamamıza şahit olacak. Bu cümleyi yazarken işin gidişatından korkmuyor değilim. Ama 13şubatta kendilerinin sınavı bittiği için malum 14şubat münasip düştü bize.


"Şu üsteki foto'da her nekadar göl gözüksede. Gittiğimde orada koca bir beyaz buz kütle olacağını biliyorum."

Ama işte bu yerin Nora olması, o apayrı bi hikaye. İsveç'e dersinde ismi Nora olan bir finli kızın hoca ile diyaloğu Burak'ın dikkatini çekmesiyle başlamış olay. Aslında bir diyalog değil. Hoca'nın tek kurduğu cümle:
"Örebro'nun orada Nora diye güzel bir köy var".
Bu cümle Burak'ı ikna etmeye yetmiş artmış bile. Ertesi gün odama geldiğinde Nora'ya gidiyoruz dediği an diyecek cevap bulamadım. Tek diyebileceğim umarım iyi bir yerdir oldu. Burak hocadan duyduğu cümleyi tekrarlayınca. Bir saniye bile düşünmedim. Hoca o bilir elbet köy güzel diyorsa güzeldir. 20dk karar aldık ve 1 saat sonunda 250sek'e gidiş dönüş Nora biletimiz olmuştu.
Şu an elimde herşeyi biletleri olan tek tatil bu. Bir de şu alttaki resim var elimde buda güzele benziyor.




2.Frankfurt: 16şubat Frankfurt gidiş biletimin olduğu ama dönüş biletimin daha olamadığı bir durum. Ryanair sağolsun 5euro'ya aldım gidişimi Stockholm-Frankfurt. Dönüş artık Allah'a emanet. Elbet dönerim. Galiba çok Türk'üm. Gerçektende elbet dönerim düşüncesi var aklımda. Halamda kalacağım 1-2 gece (umarım). Daha üşenipde halama telefon açıp durumu haber veremedim.
Frankfurt bildiğin Frankfurt işte. Gide-gele "bizim oralar" tabirine katıldı kendisi. Önce Zeil'de aval aval yürüyüp vitrinlere bakarım. Aha alttakide Zeil. Bizim biraz istiklalin post-moderni.


Gidmişken 3 katlı Saturn'ede girmemezlik olmaz. Sonra akşamda biraz Main nehrinde yürümece takılmaca. Ucuza sosis ve patates kızartması eşliğinde. O patates kızarmatlarıda kağıt külahda verirler hep. Çocuk gibi yiyorsun güzel oluyor. Akşamda bir kneipe'ye gidersem tadından yenmez. Cuervo iyi bir şeçim gibi.
En nihayetinde Frankfurt bu sıkar uzun olursada.


3. Bordeaux: Bu sene hiç gidemedim diye üzülüyordum Bordeaux'ya malum artık geneleksel hal alan Bordeaux-Galatasaray eşleşmesi yine yardımıma yetişti. Sağolsun dayım ve eniştemde hem kendilerine hem bana bilet otel işini ayarladılar.

Maç 18 şubatta. 18-19şubat için ise otel rezarvasyonum hazır. Muhtemelen Frankfurt'dan geçeceğim gece treni güzel bir opsiyon gibi. Dönüş olarak opsiyonum yine "Allah'a emanet" modeli.
Güzel oluyor Bordeux severim, bir sene görmeyeyim içim huzursuz olur(!) o derece yani. Mollat'da kitap alışverişi.



Sacco'da akşam yemeği, e tabi "Chateaux Bordeaux" şarabıda güzel olur. Birde okyanusa karşı da tekrarlarsak daha ne diyeyim keyif üstüne keyif. Seviyorum bu şehri. Güzel olacak güzel.

Galiba Frankfurt'da bizim oralar derken Bordeuaux de gaza gelip bir ayşe arman havalarına bürünmüşüm. Yemişim bordeaxunu lan ben daha hayatımda Ankara'ya gitmedim. Buda ilk olacak işte.



4. Kiruna/Abisko: İşte dana kuyruk meselesi bunun altında. 27şubatta gidiyorum gidiş dönüş biletim hazır. 1000Sek patladı Norwegian ile. Fiyat aslında iyi Kiruna gibi bir mesafe için tren biletinin de 800sek olup tek yönün 18saat sürdüğünü düşünürsek gayet makul aslında.
69. Enlem. Yani kuzey kutup dairesi içinde yer alıyor kendisi artık. Bildiğin kutup işte.

Kuzey ışıklarını görünce vereceğim tepki için hala kararsızım. Ama ayna karşısında provlarım sürüyor, üstünde çalışıyorum. Bu gezide de herşey iyi güzelde kalacak yerim yok. Hosteller fully booked gibi bişiler mırıldanıyor. Normal bir yer olsa dert etmem alır uyku tulumumu boş bulduğum yere yatarım. Ama malum -20dereceden bahediyoruz iyi bir beklenti ile. Neyse bu "Allah'a emanet" olaynın artık burada patlayacağını düşünüyorum bi yerden sonra. Yinede korkutamaz gözümü hostelsizlik. Haskileri alır koynuma uyurum(!).

Evet evet en heycan verici olan bu işte. Kiruna hakkında fazla bişi yazmak istemiyorum. Gördükden sonra üzerine zaten destanlar yazarım.

------------------------------------------------------------------------------------------

Şubat'a gel malum 1 yılda yapacağımı yapıyorum. Maddi durumda direk kemer sıkma politakısına geçildi. Cuma dışarı çıkılmadı. Ve bu ay çıkılmayacakda. Alkol minumumda tutuluyor. Yemek dışarda olayıda gerektiği kadar. Makarna ve noodle la bi şekilde idare edcem. Diğer türlü patlar bir yerimde, hemde ne patlama. Ama inançlıyım yetcek param.

Birde şu frankfurt-bordeaux yoluna bir limon bulsam daha ne.Böyle sapsarı beyaz kağıtla sarılmış olanlardan. Çok sulu da değil kuruda değil. Bi limon işte. Böyle limon sandığında duran gibilerinden. O sandıkda ne yanar ha zaten çıra niyetine kullanılır. Herşeyi yakar anlaşılan.
Neyse konuyuda limon sıkarak kapamış oldum.

2 yorum:

  1. http://anotherneworder.blogspot.com/2008/11/i-hate-lemon.html

    YanıtlaSil
  2. oha!
    o limon bu limon mu acep?

    YanıtlaSil

 

Free Blog Counter
Poker Blog