12 Ekim 2009 Pazartesi

Sonun Başlangıcı



24 yaşına kadar öğrenmemiştim pokeri, ta ki geçen haftaya kadar. Aslında bu birazda farkındalık ile yapılan birşeydi. Sonun başlangıcı, hayatımdaki böyle kırılma anlarını iyi bilirim.

10 Ekim 2009 Cumartesi

Smart Cimbom



Bugün resmdeki arabayı Stockholm de dolaşırken gördüm. Önce plaka ilişti gözüme, ardından renkler ve kapıdaki Galatasaray arması. Zaten araba bir kebabcının önünde duruyordu muhtemelen onundur.

İzmir de dolaşırken duvarda "Jag älskar dig!" yazısını görmem ile aynı şoku yarattı bende. O yazının postu da burada.

8 Ekim 2009 Perşembe

Kasaba Gel!




Ben süpermarketlerin gelmesiyle kasapların artık neredeyse tarihe karıştığını düşünüyordum. Onların artık sadece yüksek hacimli müşterilerle(otel, restorant vs.) iş yaptığını flm. Acetto'nun blogunda eski "adv" lere bakarken gördüm, "et alınca dükkan'dan alınır" demiş. Birde kasap dükkan'ın internet sitesini koyunca....eee bende de merak baktım.

Babam siz ne yapmışsınız öyle, bu ne kasabdır ulan, etin yanına koy kıyafet onuda satarsın bu dükkanda. Hakket helal olsun diyorum sahiblerine, gerçi normal etten 2 katıdır fiyatları ama fikir güzel, birşeyler üreteni takdir etmek lazım.

Dükkan internet sayfası için tıklayınız.

6 Ekim 2009 Salı

Adamı İçtiğinden İçeceğinden Soğutursunuz Siz!


İsveç de malum alkolizm almış başını gidiyor. Hatta bahsetmiştim bir ara ülkede alkol'de tekel mevcut. % 3,5 dan yüksek her türlü içeceği, buna bira da dahil, devletin kendi satmakda.
Nese geçelim kısa bilgilendirme geyiğini de, dün bu alkolizme karşı İsveç de faaliyet gösteren bi STK'nın alkolizm testini çözeyim dedim.

Sonuç;


Ya kardeşim herşeyi geçtim, insanların sabah 12de içmeye başladığı bir ülkede ben nasıl bu kadar yüksek çıkarım. Hatta o kadar yüksek değil, en yüksek (farligt=tehlikeli). Yani şurada keyif için 1-2 içtiğimiz birşey var , onu da burnumuzdan getiriyorlar.

İçince McDonalds'a bar çıkışı ayakkabısız gitmiş olabilir, arkadaşımın evine elim boş gitmeyim diye sokakdan yatak getirmiş olabilirim ama bu kadar da değil ya!

p.s:Sizde denemek isterseniz,buyrun: http://www.alkoholprofilen.se
İngilizce seçenek bulunmamakda ama google translate'den yararlanabilirsiniz. Her nekadar isveççe-türkçe çok başarılı olmasada, isveççe-ingilizce çevirileri baya iyi.

5 Ekim 2009 Pazartesi

Tatile Çıkartan Şarkılar

Kış geldi, aslında bunu hava durumuna bakarak anlamaya çalışmaya gerek yok, ki, kendisi şu post atıldığı sırada 1 derece. Kışın geldiğini dinlemeye başladığım "yaz şarkılarından" anladım. Bütün haftadır kendimi alamıyorum bu parçalardan. Hatta bir ikiside altta bulunmakta.

Bu şarkıların ortak noktası: Hemen hepsi her an bavul toplattıracak gibi duruyor adama. Biraz dinlemeye başladıkdan sonra direk Ryanair'in sitesinde buluyorum kendimi. Hatta daha da ileri gidip okyanus aşırı yerlere bakmaya başlıyorum. Ne mutlu bana, ne kredikartımda ne de hesabımda o biletleri karşılayacak meblağ bulunmuyor. Aksi takdirde gaza gelmekten an meselesi.

Favori tatil mekanı Küba, bol bol mojito ve cuba libré hatta beraberinde puro (mümkünse geleneksel bacak arasında sarılan). Sahilde yatıp güneşlenmekten ziyade Havana'daki o şehir hayatını yaşamak, öle otel yerine, gayet sıradan bi evde olur. Her ne kadar sıradan evleri kırık dökükde olsa.

Neyse fazla sıkmaya gerek yok. Üşenmeyip iki şarkıyı upload ettim şimdilik, belki eklerim ilerde. Şarkıların klipleride çok güzel olduğu için direk şarkıları koymak istemedim.


Beirut - Postcards From Italy




King of Convenience - Misread

Soru:Kariyer?


Cevap: Biraz saçma gelmiyor mu.

resim: Moorea-French Polynesia

13 Eylül 2009 Pazar

Yeni

Yeni ev, yeni yaş, yeni arkadaşlar....

Artık uzunca biraradan sonra yazmanın zamanı geldi sanki. İsveç de Eylül itibariyle geride kalan yazda bi neden olsa gerek. Malum yazın ne pc başında oturmak istiyorum ne de evde.

Evet, evet yazmak gerek!

31 Mayıs 2009 Pazar

Şaşıran Hava!

Yaz geldi gelmesinede havanın İzmir ile aynı olmasını beklemiyordum. Haftasonu süper bir hava ile geçti. İki gün boyunca göl kenarında çimlerde geçirdik yayıla yayıla. Sağolsun, hiç eksik olmasın hava salı günü tekrar bizi nerde yaşadığımız gerçeği ile başbaşa bırakacak.
Yazları Marmaris de hava 24 derece olunca üstümüze üşüyebiliriz diye birşeyler alırdık. Dün ise burada tam tersi üstümüzdekileri çıkarıp güneşlenmeye başladık. Hatta utanmayıp göle bile girdik. Hafifden sırtımıda yakmayı becerdim.
Güneşli haftasonlarımız tekrarlanır İsveç de temennisi ile postu sonlandırıyorum. Birde göle girmeden önce foto..

Trentemøller



Cumartesi gecesinin en büyük kazancı benim için Trentemøllerdi. İsim ve vokal ilk başta direk kafamda Norveç'li izlenimi bıraksa da, bugün spotifydan dinlerken gördüm, Danimarkalılar. İlerde İskandinavyadan yardıran hatun vokalları gibi bir yazı yazmayı planlıyorum.
Trentemøller, en azından Moan kesinlikle o listede olacaktır.

Moan by Trentemøller

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Geceyi Gündüze Katmak

İsveç'deki gece gündüz olayına açıklık getireyim dedim. Burada gündüz gece süreleri biraz şaşırmıştır, doğrudur. Ancak 6ay gece 6ay gündüz gibide birşey sözkonusu değil. İsveçdeki nufüsun %70-80'i(kafadan salladım) güney bölgesinde yaşadığı için bu 6ay'lık genellemede doğru kaçmıyor. Ancak kuzeyde kalan şehirler de mümkün Kiruna,Lulea ve Umea gibi.
Ama şuda bir gerçek ki burada, yani Västerås'da(Stockholm ile ayni hizada kaliyor) bile hava kışları sadece 4-5 saat kadar aydınlık oluyor. Özellikle Aralık ayı tam felaket. 9da aydınlanmaya başlayan hava ve 02:30-03:00 gibi batan güneş.
Yaz'ın gündüz olayı ise 29Mayıs itibari ile aşağıdaki gibi. Fotoları dün gece klubünde ve çıkışda evin yanında çekildi. Ekinos 21 Haziranda. Aksilik çıkmaz ise o gün tripodla bütün günü saat başı çekmek istiyorum. Umarım yapabilirim. Nese o güne kadar aşağıdaki fotolarla idare edin.


saat 23:00



saat 24:00



saat 01:30

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Mezuniyet 2009



Mezun olan ben olmasamda bütün arkadaşlarım mezun oluyor. Nese bende(aslında daha çok kıçım) videoda yer almaktayım.

Thanks God, you re a man

Forward mailden ilk defa düzgün bir şey çıktı. Resimler İsrailli Goldmaster adlı bira markasının reklam kampanyasında. Resimlere tıklayında büyüsünler.


26 Mayıs 2009 Salı

Lucky Underwear


Bugün mağzaları boş boş gezerken dikkatimi çekti "lucky underwear". Mottosu süper.
"put them on, and we promise someone else will take them off"
Fiyatı biraz pahalı olmasaydı(199SEK=40TL) deneme amaçlı alacaktım. En azından ben sonra gelenlerin işi kolaylaşırdı İsveç'e.

25 Mayıs 2009 Pazartesi

Uyarıda Sadizim


Taylandlı komşumun çöpunde gördüm sigara paketini. Bizdeki "çok içme çükün kalkmaz" uyarısını adamlar biraz abartmişlar. Yasal olarak Tayland da üretilen bütün sigaralara uyari amaçlı bu fotoğraf konulmak zorundaymiş. Sigara içmeyen bir insan olarak beni bile ürpertti.

İsveç'e Gelip Yeni Türkçe Kelime Öğrenmek

Pazar gecesine uygun olsun. Ne zamandır aklımdaydı bu şarkıyı post etmek. İsveç de dolmaya yakın bir yılın ardından öğrendiğim yeni bir kelime oldu "depresyon".

Giulia y los Tellarini -Mi Niña




ps: Şarkıda İspanyolca. Sıcak sulara inme planlarım sinsice işleyecek.

23 Mayıs 2009 Cumartesi

Dildildildildil...

Çok şey istiyorum çok.
İspanyolca öğrenmek istiyorum bir yandan İsveççe konuşabilmek. Anlayacağınız google translate gibi adam olmak istiyorum. Okuldaki arkadaşlarımla kendi dillerinde konuşabilmek istiyorum.
Ama en kabiliyetsiz olduğum konu kendinisi. Milli felaketim desem tutar. Yoksa yurtdışında yaşayıpda bu blog'u neden Türkçe yazayım ki, İngilizceme o kadar güvensem.
İngilizce bile ayrı olay toefl dan çakıp sonra IELTS'e girdim. Zar zor 6 aldım da mastera kabul edildim. Beşiktaş Atatürk Anadolu Lisesi mezunu olupda dil konusunda bukadar beceriksiz olmak herkesin haddine değildir. Hele hele yakınımda Derya gibi bir insan varken, ingilizce/fince/fransızca. Unuttuğum daha dil varmı Derya?


Bu önümüzdeki zaman dilimini kendim için "Dil Öğrenme" bölümü diyorum. Yazın bu nedenle İsveç de kalıp kursa gideceğim(kaydımı bile yaptırdım). Umarım yaz sonunda konuşma hayallarim var. Gelecek yılda okulda seçmeli İspanyolca dersi(bu hala proje) alcam.

Çok gaza geldim çokk

Jag vill tala många spårk som är spanska och svenska.
Också engelskaa:)

22 Mayıs 2009 Cuma

Polarizasyon


Şubat da Kiruna'dan bahsetmiştim. Kutup dairesinin üstünde kalıyor. Gidip turist information'a başvurursanız da kutup dairesini geçtinize dair sertifika veriyorlar 20SEK(5TL) karşılığına. Öle hoş bi anı olarak saklıyorsunuz sonra çekmecenizde. Bende çekmeceden çıkarıp blog'a koyam dedim.

Belki gaz verir felam.

21 Mayıs 2009 Perşembe

Navigasyon Nereye Gasyon!!

Videoda, Timirşova(romanya)'dan Sofya(bulgaristan)'a gitmeye çalışırken navigasyonun kısa diye önerdiği yol, sağolsun kısaydı!
Bu sırada Burak'ın benle ileri sürüş tekniklerini tartışmaya çalışması, en son cümlede ise navigasyona olan inancımız ayrı bir hava zaten.
Nese diyalog tam anlaşılmazsa altta bulabilirsiniz.

.


Burak:Abi vites değiştirirken zaman kaybediyorsun.
Cihan:A**na k**ayım rally mi bu zaman kaybediyorsun.
B:Sen vites değiştirene kadar araba geniş almaya başlıyor.
******sessizlik*******
C:Ben bu navigasyona sokam. Böyle yola mı sokar lan bizi.
B:Yaa kısa yol bu bence.
C: Evet belli!
B: Simon, did u fix the navigation?

19 Mayıs 2009 Salı

Sidikli İsveçliler

Daha çok değil 2-3 gün önce blogda "işemelerin en güzeli" diye post girmiştim. Kafamı sidikle bok ile bozacak kadar daha yemedim. Hatta Cem'in tepkisi;
-Biraz bize ne kardeşim senin çişinden.
Şeklinde olmuştu. Canı sağolsun.


Asıl konumuz ise İsveç'lilerin sokağa işemeleri ve kanunları. Bugün Metro gazetesinin haberinde öğrendim olayı. Biraz sözlük ve biraz arkadaş yardımı alarakda olsa anlamaya çalıştım. Haber'in net versiyonu buyrun burada.

Uzunca bir süreden beri İsveç'de sokağa işemenin cezası 800Sek(160TL). Ancak bu yasa her nekadar tolere edilsede yinede uygulamaları sıkça oluyor. Sokağa işemek derken kastedilen kamuya açık alanlar.İsveç'in güneyinde yeralan Skåne eyaletinde de 2006 yılında sokakda işereken yakalananların sayısı ile 2008 arasında bir kıyaslama yapmışlar. Sokağa işeyenlerin sayısı çarpıcı şekilde artmış. Skåne'deki şehirlere göre rakamların dağılımı aşağıda.

Parantez içindekiler 2006 rakamları ,solundaki 2008.

Şimdi benim aklıma gelen soru;
-Ülkede başka sorun kalmadı haber yapacak birşey bulamıyorlar? Bu ülkenin başka sorunu yokmudur ki ilk haberdir gazetede?


kaynak:Metro
resim:Göteborgs-Posten

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Imam Baildi


Imam Bayıldı değil, evet evet "Baildi" . Kendilerini Roskilde Festival(İskandinavya'nın en büyük festivali, yer:Danimarka)'inin line-up'na bakarken gördüm. Eee tabi isim bu olunca direk dikkatimi çekti. Ses Atina'dan yükseliyormuş.
Electronica Folk yapıyorlar. Etnik electronica dersenizde gider, oturur. Sadece Yunan, Ege ezgileri değil ayrıca Türk ve İspanyol çağrışımlarıda var. Gerçekten çok güzel ortaya karışık elektronik temelli bir Akdeniz müziği çıkmış ortaya. Alttaki iki parça tek albümleri olan Imam Baildi-Imam Baildi'dan seçtim. Daha fazla bilgi ve ilgi için myspace'lerine bakmanızı öneririm.

Den Thelo Pia na Xanarthis by Imam Baildi



O Pasatempos by Imam Baildi

No Youtube Land


Bugünlerde baya bir bloglarda dolaşıyor bu resim. Bende geri kalmayayım dedim kendimce.
No Yotube Land dışında "no oil sea" ve asıl favorim ise Norveç'in tanımlaması "selfish fisherman land"
Ha bide en altta dikkatinizi çekmeyebilir "war atticted" var.

dikkat:resme basınca büyür

17 Mayıs 2009 Pazar

Çişlerin En Güzeli


Herhalde ömrümdeki işediğim en iyi yerleri sıralasam, Slovakyada manzaraya işediğim(manzaraya bakarak doğrusu) birinci olurdu. O an hiç bitmesin istemiştim. Manzaraya öyle kaptırmışımki kendimi çişim bittikten sonra hala elimde ölece duruyordu.
soldan sağa: Ben-Daniel

hö?

Resim 2hafta önce İzmirde çekildi tarafımdan. Kıbrıs şehitlerinde Tansaş'ın yanındaki sokakda. Kim niye neden İsveç'ce yazar. Yazının sabihi kimdir merak etmekteyim.5N1K'lik bir konu aslında. İlk gördüğümdeki tepkimde hö? diye oldu(aslında hassiktir dedimde).
Acaba sahibi İsveçli hatunların tümüne mi yazmış bunu?


*Jag älskar dig(Ya elskar dey) = Seni seviyorum

İsveç'de Firma Sahibi Olmak!

İsveç de insanlar mütevazidir, alçak gönüllüdür. Bundan bahsettim mi bilmiyorum ama cep telefonumdaki fotoğrafları bilgisayara aktarırken aklıma geldi tekrar.
İnsanlar burada gösteriş meraklısı değildir. O yüzdendirki cip(jeep)'e veya lüks arabalara binmezler. Gece klubüne bisikletlerle giderler. Burada VIP diye bir anlayış yoktur yada şehirde zengin mühiti diye birşeyde söz konusu değildir. Bu böyledir takdir edileside birşeydir. Tabiki arada apacheler var arabayla gezen sağda solda ama maalesef onlarda genelde ortadoğulu sonradan olma İsveçliler.

Neyse aktardığım foto'ya gelince: Okuldaki bir proje sebebiyle haftada 1-2 Mälarplast diye bir KOBI büyüklüğünde bir firmaya gidiyorum. Plastik olan ne varsa üretiyorlar. Firmanın yıllık kazancı 4milyon SEK ( 800.000TL). Rakam baya bir hoş duruyor.Zaten firmada toplamda sadece 20kişi çalışıyor. Peki bu firmanın sahibi neye benzer ve işyerinde neyapar.
işte cevabı;


Evet adamımız Peter(klasik isveç erkek ismi). Geçen haftalarda şirkete gittiğimizde, Peter'in yaptığı plastiklere silikon çekmekti. Bir isçişi işe gelememiş,onun yerine kendisi yapıyordu. Galiba yukarda tanımlayı düzgün beceremediğim mütevaziliği foto güzel anlatıyor. Bir de aklıma bizim oralarda kıytırık dükkan, mekan sahibi insanları ve yaşam tarzlarını düşünüyorumda;
"Ceza-fark var".

8 Mayıs 2009 Cuma

"abi ben kullanırım"

Sofyadan ertesi gün sabah erkenden ayrılacağımızdan. Birimizin çok içmemesi gerekiyordu. Burak sağolsun fedakarlık yapıp.

"abi ben kullanırım"
"2bira içsem yeter"

Gibi babayiğit repliklerin ardından , Bulgaristandaki ucuz alkol onunda gözünü döndürdü.
Ve işte buda burak'ın ilerleyen saatlerde görüntüsü.



agd (amı-götü-dağıtmak)
sonuç: 2bira-1mastika-4rom

ama yinede en ayığımız kalmayı becerdi bir yandanda tebrik etmek lazım.

Nerdeydim Ben

Yoktum 2,5 haftadır neredeyse. Hayatımda ikinci kez roadtrip yapmış oldum bu yok olduğum zamanda.
Polonya-Çek Cumhuriyeti-Slovakya-Macaristan-Romanya-Bulgaristan-Türkiye

Aha buda resmi ne yaptığımızın.
Çok keyifliydi çok.


ps:derya biliyorum beni öldürüceksin geldin niye haber vermedim die. açıklayabilirim:)

7 Mayıs 2009 Perşembe

Döndümmm

Döndüm sonunda eve/köye/isveçe. Anlatacak çok şey var çok.
Hepisini yazacam sırayla yeriyle
hoşbuldumm

17 Nisan 2009 Cuma

Amansız Ol(mak)!

Fotoğraf ve videoyu görüp hemen futbol sanmayın post'un içeriğini. Bugün aklıma bu reklam sloganı geldi. Beraberinde zamanlamasıda. Reklam iki İspanya maçından önce TV ve internette boy göstermişti. Ama iki maçın ardından çekilen 0 puan (yazıyla sıfırr). Reklamdaki verilen gazlar ile sonucun apayrı olması, ironi yarattı.




Bende işe başvururken ve spora gitmeye başladığımda kendi kendime buna benzer birşey diyordum.

"Aslansın kaplansın"
"Vazgeçmek yok iş kabulu alana kadar başvurmaya devam"
"Hergün koşacam, düzgün beslenecem kilo vereceğim"
"Önce fit olcam ardından işe gircem, sonra bütün isveçli kızlar vercek bana"

Gibi gazlar veriyordum kendime. Neyse zaten başvurduğum işlerin hepsinden kabul gelmesi söz konusu olamaz. Yada 1 hafta içinde fit olamam. Ancak bugün çağırıldığım job interview'den red yemek, eve gelip başka bir işten red mailini almak ve üstüne gym'e gidip buhafta hiç kilo veremediğimi görmek(gerçekten düzgün beslenmiştim).

-Amansız Ol!
-Ooolllduu canımmm, başka!



Nese 17 Nisan benim için kayıp bir gün oldu. Belkide bugün herşey üstüste geldi. Yapcak birşey yok.

Yola devam!

6 Nisan 2009 Pazartesi

Oyy Sen Neydin Be Bulvar!



Bulvar gazetesinin efsane başlıkları. Sözlükdeki bomba gazete başlıklarından arakladım

31 Mart 2009 Salı

Seçim Yorumu

Tabiki seçimlere yorum yapmak haddim değil. Sadece her seçim gecesi TV karşısında eurovisionu yada milli takımın turnava maçlarını izler gibi heycanla izliyorum. Buradan bile gece boyunca oturup justin.tv den NTV izledim.
Bugün Umut Sarıkaya'nın seçim ile ilgili karikatürünü gördüm. Tespit süperrr.

30 Mart 2009 Pazartesi

Fjuckby Residents Demand New Name

Haber başlığı inanılmaz. İsveçin İngilizce haber portalı "the local" de gördüm haberi. Direk ayrıntıları merak edip ne neymiş ne değilmiş bakındım.


İşveçde bir sürü semt ismi -by ile bitiyor.En azından Västerås da; Valby,Näckby ve Bjärby aklima gelen ilk mahalle/semt isimleri. Sonuçta kelime -by ile bitince aklınıza ilk gelen bir yerin ismi olduğu. Birde İsveçcede j'nin y olarak okunuşuda eklenince işin içine, esnaf iş yapmaz, emlak piyasası da dibe vurur hale gelmiş
Bu yüzden Fjuckby'de yaşayan halk yeni isim istiyor mahallesine.
Haberin orjinalı burada.

Marketing'de the local geri kalmamış. Bu güzel haberin headline'ı anısına t-shirt bastırıp, 157 SEK'den (32 TL) websitesinde satışa koymuşlar. Bende edinmek istiyorum aslında. Neyse t-shirt'ü görmek isterseniz linki tıklayın.

Bir Soru,Bir Cevap

S: AKP gelecek yerel seçimde İzmir'i alır mı?
C: Biraz daha eğilirse alır.


kaynak: ek$isözlük

29 Mart 2009 Pazar

Evdeki Bütçe Açığı

İsveç'e geleli yaklaşık 7 ay oldu. Gelmeden önce burada nasıl geçineceğim paramı,nasıl ayarlıcağım diye düşünüyordum. Ee tabii internettende biraz bakmıştım insanlar neye para harcar özellikle neler pahalıdır diye. Malum İsveç, Avrupa standartlarına göre daha pahalı bir ülke.


Nese gelmeden önce ilk 2 harcama kalemim belli gibiydi. Yiyecek ve alkol. Yemek marketten alıp yapsanız bile Türkiyede dışardan yemekle aynı paraya denk geliyor. Alkolde ise tam emin olmamakla birlikte %200'e yaklaşan bir vergi manyaklığı olunca onu da ilk 2 listeme almıştım.
Ama işte geldikden sonra bütçeme beklenmedik bir kalem girdi 3. sıradan. Tuvalet Kağıdı. Komik gibi geliyor ama gerçek. Dünyada Türkiye dışında teharet musluğu nerede var bilmiyorum ama burada olmadığı kesin. Buyüzden de Türkiye'deyken kullanmadığım kadar tuvalet kağıdı kullanmak zorunda kalıyorum. Belki 3-4 katı (çok abarttım galiba). E malum kıçınıza okadar sürdüğünüz birşeyinde zımpara kağıdı gibi olmaması lazım. İlk ay ucuz diye o tuvalet kağıdına benzeyen zımpara kağıtlarından almıştım malum popom 2haftada iflas etti. Şimdiki markamdan memnunum ,Lambi:) Kendisinin resmide aşağıda.



Rakamsal birşey sölemem gerekirse 6lı bir Lambi paketi 55 SEK(11-12TL) gibi birşey. Ayda 3 defa aldığınız takdirde sadece poponuzu silmek için 40TL'ye yakın para harcamış oluyorsunuz. Hele benim gibi tuvalet kağıtını odada peçete niyetine çalışma masasında tutuyorsanız 1 paket daha ekleyin aylık masrafınıza, etti size aylık 50TL'lik masraf.
Sonuç olarak hayatta beklenmedik şeyler olabiliyor. (oha popomu silmeyi hayatla bağdaştırdım hadi hayırlısı)

Konulu Futbol Porno'su

Futbolu severim. Aslında sahada oynan oyun kadar, oyunun ve oyuncuların hikayesi daha çok ilgimi çeker. Bugün blog'lar arası dolaşırken. Futbol'daki porno üzerine bir site gördüm. Süper olmuş gerçekten 3-4 foto benden. Gerisi http://www.thespoiler.co.uk da.

Hakemden neyi beklediğini ben çözemedim, faul mü yoksa??


Raul maça kaldırıp giriyor, vay o karşı takımın haline


Hakemler oyunu bazen hakketen s...yor

Assist yapıldı diye böylede muamele yapılmazki!

18 Mart 2009 Çarşamba

Yukarıdan Biri Blog'umu Okuyor

İnanılmaz;
Eminim yukardakide bu blogu takip ediyor. Artık %100 inanıyorum buna.
Kendi kendime gördüğüm saçma rüyalarla bir ün yapmıştım zaten buda sonuncusu oldu.
Dünkü girdiğim postdan sonra hele bugünkü rüya,fena oldu.
nese kendisi şöle,

müzik grubunda çalıyorum.
varan1: Aurora vokalist, Cem ile bende ona eşlik ediyoruz.
yanlız söylediğimiz müzik gerçekten var mı yok mu öle birşey pek emin değilim.
varan2:Aururo bunu Türkçe söylemeye çabalıyor. Ben ve Cem de belli kısımlarda 1er 2şer kelime sölüyoruzki kız şarkının sözlerini hatırlasın diye.
Varan3:Uyanır uyanmaz youtuba "Sarıl Bana" yazdım. Rüyamdaki aklımda kalan tek nakaratı oldu.Varlığını bile unutmuşum.Belki 10 sene önce dinlemişim bu şarkıyı. Rüyamdaki müziği bukadar oryantel değildi. Salsa müziğidi bariz.

Bunların hepsi bir raslantı olamaz. Artık Cem ve Aurora ile takılmayacağım. Korkulur


ps:şarkınında videosunu koyim bi anlam teşkil etsin

Nostalji

Ajda Pekkan dinlemek istiyorum.
Hale Soygazi ile çıkmak istiyorum.
Bol İspanyol paçalı pantalonlar giymek istiyorum.
Diskoketlerde komik komik dans etmek istiyorum.
Boğazda yüzebilmek istiyorum.

Ahhh delirdim galiba.
Yok yahu yarın sınavım var sadece.

24 Şubat 2009 Salı

Hayat Çok Zor!


Hayat gerçekten çok zor. Patateslerim bir türlü pişmiyor. 45. dakikaya girdiğimiz şu saniyelerde patateslerden hala tık yok. Oysaki kumpir yapmaya niyetliydim, hevesliydim.

Kahrolsun Amerika, Kahrolsun Emperyalizim! Patates illetini sardılar başımıza. Gelmeyelim oyunlara lütfen. Onlar buldu bu patatesi.
Diyeceksiniz ne alaka, açıklayayım. Benim 1 de evden çıkmam gerek ve herşeyimi buna göre ayarladım. Ama patates şu anda görülen 1 saate kadar bile pişmeyeceği.Aslında patatesi beklemek yerine, vatana millete faydalı olacabilecek işler yapabilirdim.
2. seçenek ise patatesi çöpe atmam ama burada da ABD oyunları var. O zamanda para kaybı olmuş oluyor. Kapitalist-Tüketim toplumunun bir parçası olmuş oluyorum.

Neyse bukadar geyik yeter.

20 Şubat 2009 Cuma

La Grande Voyage*

Bitiyor artık. Şuanda Charles De Gaulle(Paris) deyim, Stockholm uçağı kaldı bir tek geriye. Bu sabaha kadar hala Bordeaux-Paris arası bir biletim yoktu. Şanslı olduğuma inanıyorum bu gezmek-tozmak işlerinde. Sabah Bordoeaux de “Air France” ın ofisine uğradım. 48€’ya hemde dayım ve eniştemle aynı uçağa yer buldum. Normalde bu bilete geçen haftalarda baktığımda 150€ gibi birşeydi. Bu yüzdende almamıştım. Hemde Paris-Stockholm biletimle birleştirdim bunu aldığım yerde. Sonuç olarak Bordeaux’da tek check-in yapmış oldum Stockholm’e kadar.

"Rue Saint Catharine"

Bordeaux ile ilgili izlenimlerimi daha üzerine pek zaman geçmeden yazmak iyi olur herhalde. Hemde şu havalimanındaki kalan 40 dakikamı doldurmuş olurum.

Bu ilk kez Fransa’da bulunuşum. Öncelerden bir kıllık , ön yargı söz konusu. Ama Bordeaux’yu çok beğendim gerçi yaklaşık 1,5 gün kalabildim. Bizim hafif İstiklal varimsi bir caddesi var, Rue Saint Catherine. Eski binalar ve bir sürü dükkan. Tabi bu cadde İstiklal’ e kıyasla dar ,ortak yönleri eski yapılar ve araçlara kapalı olması dışında birşeyi yok. Ha unutmadan birde Çiçek Pasajı bulduk ki komedi. İçeride akordiyon çalıp romen-türk şarkıları söylüyorlardı. Bizde içeri girip takıldık bir müddet. Durumuda orada anladık. Romanyada bir casino’da müdür olan Türk ve onun Romanyada ki Türk arkadaşlarıda maçı izlemeye gelmişler. Yaygarada ondan kopmuş. Eğlenceliydi baya oda, hatta bir ara Erman Toroğlu felamda takıldı oradaki gruba.

"O Çiçek Pasajımsı şey, arkada akordiyoncu amca felamda görünüyor."

Azcık dolaşabildiğim kadarıyla akılmda 3 mağaza kaldı. Mollat,Virgin ve Fnac. Virgin ile Fnac aynı yolun yolcusu, devasal D&R’lar cd-dvd kitap vs. Vs. Etkiliyici olmaların nedeni bence büyüklüklerinden olsa gerek. Aynı Mollat gibi Bordeaux’e gitmeden Aceto’nun blog’unda aşırtıp fotosunu koyduğum şu kitapcı. Kitaplar görebildiğim kadarı ile Fransızca sadece. Ama ona rağmen içerde 1 saat geçirebildim. Çünkü inanılmaz bir büyüklüğe sahip ve mağaza tasarımı çok sade hoş olmuş. Hele o çizgi-roman bölümünde Fransızca bilmediğim için hayatımda ilk defa pişmanlık duydum. Tek kelime ile:Etkileyicidi. Ortak bir tarif bulmam gerekirse. 100m^2 lik bir yerin tıkabasa sadece çizgiroman olduğunu düşünün. Süperdi.

Aslında Bordeaux’un bittiği an bugün havalimanına giderken değilde dün gece oldu. Fuat(eniştem) ile "Place De La Comedie" meydanında pub-lounge tarzında bir yer bulduk. Amaç birer birşeyler içip kaçmaktı başka yere. Bu kararı alırken saat 11di. Ama işte herzaman tutmuyor bu planlar. 1 şişe whiskey bitirdikden sonra ikimiz basan hararet ile dışarısında oturduk. O an bütün yol işkencesi ve bana kayan yol masraflarına değdiğini düşündüm. Alttaki fotoğrafı ancak sabah çekebildim dün gece oturduğumuz noktadan.

"Place de la Comedie"

Bu binalar gece ışıklandırılmıştı. Ee sokakda da tek tük insan vardı. Nese gecenin bitişi 2. Şişenin bitişiyle oldu, benim içinde Bordeaux gezisi tamamlanmış oldu. Şu an yazdıklarıma baktımda o an aldığım keyfi gerçekten tarif edememiş hiç. Yazarak edebileceğimde sanmıyorum pek.

Le Grande Voyage. Evet evet çok güzel zamanda izledim filmi. Hemde benim bu 4günlük macerama çok güzel başlık olmuş oldu. Umarım bi benzerini tekrarlama şansım olur. Plansız,biletsiz...


*La Grande Voyage(Büyük Yolculuk) - Ismaël Ferroukh 2004

18 Şubat 2009 Çarşamba

Rahmetli Çorap

Bu çorap ile bi önceki post'da yazdığım bütün yolu geldim. Ne çorapmış be. Artık yıkansada iflah olmaz. Neyse kendisinin son foto'sunu da blog'a koyayım.
Saygı ile anıyorum. 2677km 23 saatlik yolda ayağıma yapışmıştı artık. Herhalde tıbbi atık diye atarlar bunuda.

Sonunda Bordeaux

"Bienvenue à Bordeaux, buda tren garı kendisinin"

Kendimle gurur duymuyorum desem azdır. Bu yolculuğa çıkarken elimdeki tek adres "Saint Catharina Hotel-Bordeaux" idi. Ve artık oteldeyim.
Alttaki harita katettiğim yolu gösteriyor şaka gibi 3günde, 3ülke ve 2667km google map'e göre. Buraya kadar sadece Stockholm Skavsta- Frankfurt Hahn arasını uçak ile aldım buda 1350 km ye denk geliyor. Gözünüzde canlandırmanız için harita aşağıda.



Nese inanması zor ama Bordeaux'deyim.
Evet evet dışarı çıkıp gezeyim ben etrafı.
 

Free Blog Counter
Poker Blog